Anlatılası
çok yaşam taşıyorum cebimde. Lakin kahraman sıfatı durmuyor hiç birinin
omuzlarında. Ne çok güçlüler, ne şanslı ne de süper! Süper olsalar nasıl
dokunabilirlerdi bana.
Nasıl
anlayabilirdim yaptıklarını, nasıl tahmin ederdim yapacaklarını.
Hayal
kurarak yaşayıp güvenerek nefes almakken anayasası yaşamımın ne mükemmeliyet
anlardı ruhum ne de alkışları kaldırabilirdi. Noksan olanla bulurken kendimi
kaybı da bu inançlarla yaşadım.
Kadınları
kadınlarla yoğurun.
Hayatımdaki
herkesten bir parçayım sanki. Herkese bir töz parçası bırakmışım, onları toplamak
için gelmişim tekrardan. Bundandır belki tesadüflere inancım. Cebinde renkli
kalemler unutmak bir çantanın, denk gelmesi aylar sonra. Bu işte bulmak.
Kendinden bir şeyleri başka bir kadında bulmak. Küçüğü büyüğü fark etmiyor, karşılaşmalar
hele ki eşleşmeler mutlu ediyor beni. Hayal kurmanın ciddi bir iş olduğunu
bilmediğim yıllarda karşıma çıkan kadındır ki kocaman çekip çevirmiştir
hayatımı. Ben nasıl inanmayayım sana Nazlı Eray. Aklımın filtrelerini
çekinmeden kaldırdığım anlarıma şahit olan annem,deli yanını çok daha sevdiğim
kadındır mesela. Anne sıfatı kutsal ama başka bir kadın yetiştirmek ve ona bu
kadar güzel dokunabilmek yıllar boyu, bu mucizevi bir şey. Nasıl inanmayayım
ben bu kadına. Annane dostu yıllar öncesinden arabesk bir sesi bu kadar
anlamaya çalışmam , kendini kendime zaman zaman dert etmem mesela; çaresizliği
yeni ögreniyor olmam değil midir? Hatta ve hatta yıllar sonra onun yakarışını
mis caz sesli Ceylandan duymam değil midir hayatımın minik cilveli heyecanı.
Yollarla
karşılaştığım yıllarda gelmedi mi elime Tezer’in satırları. 'Olabileceğim yer
kaldı mı?' dediğinde fark ettim üzerinde durduğum rayların hayatıma henüz
girdiğini ve hissettim hep olmalarını istediğimi. Güneşten, yıldızdan anneler
yazdım kendime. İkisini de edindim hayatıma. Durmaksızın yazan Yıldız annem
kontrolün ne de zararlı olduğunu gösterirken Güneş annem boynumdan
ayrılmadı yıllarca. Kurabiyelerden terapiler yazarken kendime kulağımda
Yıldız'ın sesi oldu ve terapi tamamlandı çoğu zaman. Yıllar sonra
kurabiyelerimin kokusunda Sylvia'yı tanıdım. Fırın başında kurabiye
beklemelerim anlam kazandı. Romantikliğimden uzaklaşmamı düşünmedim değil zaman
zaman, ülkeye bakmam yetti bu vakitlerde. Kadın olmanın farkını o zamanlarda
yaşadım zira benim dünyamda cinsiyetin adı geçmiyordu. Aklımın almadığı
sistemlere yorarken kendimi kadını gizlediklerini, parmaklıkları ve
bastırılmaya denk geldim. Sevgi Soysal bağırıyordu. Hayalime yakışan
karakterdi. Gerçeği çözmeye çalıştığımda ona kaçabileceğimi biliyorum ve
Elasını yürüterek önümde büyüyorsun diye de uyardı beni tam da büyüdüm
ben dediğim gün takvimimde. Büyümeyle karşılaşmam kapsül şeklinde olsa da
tabi ki de acısını zamana yaydım. Dediği gibi Sevgi Soysalın gelmesi çok olağan
olan vapurlardan değişik bir şey bekledim. İnen yolcular için o kadar da önemli
değildim. Yürüyordum, büyüyerek. Mevsim dışı sayfiye yeri sokaklarında başlayan
'yürümek' sürecim o yollarda başka satırlarla çığlık bulmuş kuşlarla karşılaşarak
devam etti. Kuşların konduğu çiçeklerden ruh istedim renkleri döndürseydi
başımı başka bir şey değil. Mezarını aradığım Didem'in toprağında bile ruh
bulabileceğime inanmışken nasıl inanmayayım ben bu kadına. Çiçek aşısı isterken
hayallerim Didemden, ağzında çiçek yetiştiren meczup bir kadın girdi ki
hayatıma en güzel tesadüfleriyle Kadıköy’ün ruhuma battığı bir günde. Kadıköy
Sinemliydi artık(Sal).Satırları, balkondan atlayan çiçeği, dilindeki küfürü
başımın tacı. Takvimin o büyüme gününe en güzel çicek konduran ise Eylül. Tesadüflerin
heyecanıyla da bir güzel bezedim ki bu karşılaşmayı. Eylül ayının son gecesine
dönerken gün, tam da aklımdayken diğer kadınların nasıl büyüyüp nasıl
atlattıkları Irmak Zilelinin dile getirdiği Eylül çıktı karşıma. 'Eşik'
dedi Irmak, bu bir eşik ve o eşiği aştıktan sonra hiç bir şeyin eskisi gibi
olmayacağını öğrendim. Eylül'ün dediği gibi Stalin bir çikolata markası değildi
veya sevmek işi karşılıklı olmayabilirdi artık.
Böyle
dizerken hayatı uzak olsam tanımasam, varlıklarını bile hayal edemesem dediğim
kadınlar da oldu. 'Koca' diye sevdasını adlandıran çakma cadıları, imza ve bir
takım somut çöplüklere değer katan kadınları da anlamadım hiç, sevmedim çünkü
sevemediklerini düşündüm. Büyümemişler miydi acaba dedim. İnandıkları
izledikleri hayatlar olmadı mı diye düşündüm.
Sanırsam
bunun cevabını da diğer bir büyüme gününde takvimimin cevaplayacağım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder