Başta semtimin sebze pazarı ve Jane Eyre olmak üzere geçtiğimiz yıl için bir kaç teşekkürüm var. İş biraz büyüdü gerçi ama bana iyi geldi bu hesap ya da hesaplaşma ya da defter dürme bahsi artık adı her neyse. Jane Eyre romanı bittiğinde dükkanı üzerime kapatıp bir süre ağladığım, gecelerce rüyamda jane’i kenara çekip dil döktüğüm, Rochester’a karşı ne hissettiğimi bilemeyip korkudan göz bebeklerimin büyüdüğünü anlar vardı. (Çünkü yanlış eril bireyi savunup kollamada bazen iyi olduğum oldu. Bknz: Masumiyet Müzesi Kemal) Bir daha hadi yaşayamazsam, hadi o içimde tek nefesle en büyük balona dönüşen heyecan duygusuna zeval gelirse. Yok yok elde avuçta ne varsa yeni yılda da dibini sıyırana kadar yaşamaya devam. Jane Eyre de hayatımda yaşadığım en güzel tanıklığı yaşattı bana bu yıl. Olmasaydı otuza eksik girerdim basbaya. Edebi olarak incelemek ne haddime ben kız kıza sohbet etmişiz de hep onun elini tutarak, susup gözlerimle ona “ben buradayım” demişim gibi bir okuma deneyimiydi benimki. Nefesimin sık sık kesildiği, ardından kendi hayatımla karşılaştırmalar yaptığım, daha çok aşk diye kıskançlık krizlerine girdiğim bir kaç gün yaşadım bu sayede. Bu romantizm bana Jane Eyre kıskandırdı eyy edebiyat. İyi ki varsın. İyi ki kör topal! aşk var. İyi ki hatalarımız var. Her nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsak duyguların eleminden kederinden tutunuyoruz bir yerlere ve birbirimize yoksa yalnız çekilmez biliyoruz. Aklım erse de uzun uzun konuşsak Jane bahsinden, umarım.
Gelelim sebze pazarlarına. Hayatımda daha çok keyif aldığım, zamanın nasıl geçtiğini unuttuğum bir mekan daha yok. Kendi kendime konuşmamı seslendirebildiğim tek yer. Üstüne üstlük bu çok normal. Ayrıca beynimi bölerek çalıştırmayı da sebze pazarı gezerken keşfettim ben. Tüm yılın yeşil soğan fiyat grafiğini bir yandan yeni verilerle güncellerken bir yandan kestane tezgahının yanına düşen mor patateslerle hemen bi ekmek reçetesi yazıyorum kafamda. Ve inanır mısınız daha bitmedi, bir yandan da beş gece önce bir feminist tartışmada veremediğim bir cevap geliyor aklıma, yapıştırıyorum cevabı. Bir kollektif alan bir insana ne kadar fayda sağlayabilirse o kadar faydalanıyorum buradan.
Bir diğer teşekkürüm de ironi içeriyor bolca. Canım karaciğerim; sal kendini, rahat bırak bedenimizi. Bana perhiz deneyimini yaşattığın için sana gerçekten teşekkür ederim azıcık kilo verdim, bir kaç yeni reçete geliştirdim, yeme içme üzerine biraz daha kafa yordum ama gel hadi bu bahsi kapayalım. Her yerde senin güçlü olduğuna ve yarını kesip alsak bile kendini onarabileceğine dair söylentiler var, sen tastamamsın üstelik hala, gel toparla kendini. Söz ben de yardım edicem!
Bahsi geçen günler benim hayatımdaysa dükkandan bahsetmemek olmaz. Bir tek onun adına “nasıl geçti bir yıl hiiiç anlamadım” diyebiliyorum. Her gün 45 metrekare dükkanda on üç saat. Çoğu ayakta. Bir kısmı günün daha aymadığı saatlerde. Sana olan teşekkürüm de beni kaçırtmadığın için. İmkansızı başarıp her gün yeni bir sürprizle beni kendinde bağladın deli şey! Mis gibi kokunla, minnak bahçenle, stopajınla ve verginle iyi ki varsın.
Annemin hıdırellezde dilediği “akıl fikir” dileğinden midir nedir bu yıl öyle büyük hatalar yapmadım. Eski hataların üzerinden yeniden geçmiş olabilirim ama tanıdık kuyulardı sonuçta çıkışları el yordamıyla bulabildim. Sevgili terapistim, şimdiki halimi görsen benimle gurur duyarsın. Senden sonra hayatımda neler oldu merak ediyorsun biliyorum, ara beni konuşuruz biraz. Hızır, annem ve Nurhayat hanım bu teşekkür size.
Büyümekle yaş alma karşılaştırması ve akabinde gelen güzellemesinin tepetaklak olduğu tek olay vardı herhalde, onu yaşadım. Ben büyümemiş olabilirim ama dünya üzerinde ben ve yaşıtlarım ilerledi, büyüdü ve büyüdük. Teyze oldum, hem de iki defa hem de bir hafta arayla. Son üç yılım teklif, nişan, düşün ve hamilelik haberleriyle sürekli adrenalin yüklemesi yaptığı için bu günlere hazırım sanıyordum. Değilmişim. Aklımı kaybedip kaybedip sorumluluk sahibi bir teyze olduğum için hemen buldum şu son iki ayda. Yeni bi insana sebep olma cesaretini gösteren canım arkadaşlarımın güvenine ve iyi insanlığına mı sevinsem, bu bebişlerin pamuk ellerini izleyip hayaller mi kursam bilemiyorum. Hepsini aynı anda hissettiğim için genelde ağlıyorum. Çok ağlıyorum. Ama ben zaten genelde mutluluktan ağlarım. Şimdiki teşekkür de iki küçük insana geliyor. Kalbimizin sınırsızlığını ve sonsuzluğunu bize sevgi ile öğrettiğiniz için teşekkürler. Daha çok sevgi hep varmış.
Sevgi demişken; İlyas efendileri kapının ötesine koym sebeplerini ve Asya’yı anladığım bir yıl oldu. Cemşid bahsi hala karışık, onun için otuz beşte bi daha görüşelim bakalım. Hayatımıza sızdırdığınız imgeleri ve renkleri toplayıp çekip gidiniz lütfen bay manipülatör. Kimse sizin çözülmemiş davanızın uzaktan bekleyeni ama birinci dereceden etkileneni olmak zorunda değil. En azından ikinci defa! Heh bak otuz yaş bence tam şimdi söyleyeceğim ayrım gibi bir yaş; ilyasa bu yaşattıkları için acı da çekmiş olsak bir şeyler öğrendiğimiz için teşekkür edip olgunlukla defterini dürmeli miyiz, hiç yaşamamış olmayı mı dilemeyiz. Ya da insanlar bunu yirmilerinin başında kararlaştırıyor da ben mi geç kaldım. Bak bir şey daha işte otuzbeşte çözülecekler listene. Otuz olan otuzbeşte olur diyorum ve bu yeni sayıyı bir süre anmamaya karar veriyorum.
Bak bir de kendime bir teşekkürüm var. Ben bu yıl yerli yerinde, doğru anlarda susabilmeyi keşfettim. Bu mucizevi yeteneği son birkaç yıldır insanlarda izliyordum ama o kadar yapamayacağımı düşünüyordum ki hiç oturayım buna biraz çalışayım dememişim. Gerek yorgunluk gerekse yoğunluktan yanlışlıkla keşfettiğim bu yeteneğim ara ara nefes aldırdı bana. Dedeler gibi uykusuna yatmadan karar vermedim, aramadım, yazmadım konuşmadım çoğu kez. Sonra bi sakinlik bi akıl bi fikir. (Hıdırellezl dileğin için tekrar teşekkür ederim anne.) Bunu yapabilmek çoğu zaman içimdeki fevri Anik’i de sakinleştirmeye katkı sağladı. Mevlana mı konuşmadı içimde, stoacılar mı etrafı toparlamadı neler neler. Eey akıl fikir sen çok iyi bir şeymişsin.
Konu gitgide benim olgunlaşmama geliyorken hemen çarpıtmak isterim sohbeti. Olgunlaşmayı değil de ham olmayı kendimde saklı tutup olgunlaşmış meyveleri seçmeyi tercih edeceğim ben herhalde yine, ama bu sefer bilinçle. Olgunlaşıp, daldan düşüp daldaki eğlenceyi kaçıramam. Hamlığı, olmamışlığı görüp bilip hatta yenilerine heyecanlanıp, o dalın sonundaki mosmor incirde gözüm. Dalından yediğim ilk incirime, beni o dala oturtup benimle konuşan Sylvia Plath’e bal gibi bir incir soyuyorum hemen kendi dalımdan. Slvia bahsettiğin incir bu muydu şekerim. Heh tamam ben düşmeden kurtarcam onu sen merak etme.
Slvia yaşasaydı onunla Ajda pekkan dinlerdik.Özellikle 70ler Ajdasına bayılırdık bnece. Bu yıl “ı survive rujumu” henüz seçememiştim ama”I survive şarkı listem” Ajda Pekkan 70’s. Bin keder yüklenip gülmeyen yüzlere derin bir nefessin sen 70ler Ajda. Teşekkürler.
Eski zamanlardan insanları anılarımıza çekiyorsak önceliğim başka ama. Romantizmin mağdur olsun diye midir nedir gözüm gönlüm açılsın da dememişim hiç. Yoksa Hugh Grant’a şimdiye kadar pek çok şantaj vs yöntemi deneyip ulaşmış olmam lazımdı. Kendime verdiğim bir ödül, yaratıcılığımı tetikleyen bir obje oldun hayatımda bu yıl sevgili 1999 Hugh Grant’ı. Önümüzdeki yıl da çipil gözlerinle devam, teşekkürler 1999 teşekkürler Hugh. Umarım bu yaşında sağ bir partiden politikaya atılmamışsındır.
Son teşekkürümle birlikte listemdeki bir çok İngiliz’e bakıp, bana vize defalarca kez vize vermeyen Birleşik Krallığa yazıklar olsun diyerek otuzuma doğru yola çıkıyorum.
Beni bu adı korkunç kendisi sıradan yeni bir yaşa hazırlayan onca şey; hazır mıyız çocuklar!
