
Sesini hatırlıyorum, o sevdiğin ama dalga geçerek tek tek sözlerini bana söylediğin şarkıdaki gibi; sazlıklardan geliyordu sanki. Duyduğum değil hissettiğimdi bu elbet. Ben bir kayıktaymışım, acemice güç bela çekiyormuşum kürekleri. Benim hayalim olduğu için suları berrak olarak tanımlayamam elbet ama olsun su üzerinde suyumuz bulanık ama sessizliğimiz berrak gidiyormuşum. Sazlıklara yanaşmışım. Beklediğimden korkunçmuş içlerine dalma fikri. Kayığım çok küçük olduğu için yüzüme gözüme dokunan tüylü yeşil yapraklar, ileriyi görememek. Rahatsızlığım, güvensizliğim ama aldığım yersiz haz. Sesini duymayalı uzun zaman oldu ama işe tam olarak bu senin sesin. “içindeymişim, yeşilmişim…”
Kokunu hatırlıyorum, ılgı diye bir ağaç görmüştük o gün. Dibinden kumlar avuçlamıştın bana ağaçtan bahsederken. Sonra kumsalda iyice götümüze yer edip güneşi batırmıştık karşıdaki adayı izlerken. Mesafenin uzaklığı yakınlığı senin kafanı karıştırmışken bi hırs doğrulmuştun, ellerini kuma bastırarak. Kafanı kaldırdın göz göze geldik. “olsun şimdi buradayız ve sana bakıyorum” der gibi baktın. Elini yüzüme yaklaştırdın. Burnumun önünden kum taneleri düştü. Gıdıkladı düşerken yarattığı yok rüzgarları burnumu, işte bu tam olarak senin kokun.
Parmak uçlarının dokunuşunu hatırlıyorum, kayalıkların üzerinde otururken çıkardığım çoraplarımı küçük çakılların altına sabitleyip, yanındaki çakılları şekillerine göre seçip almıştım kucağıma. Suya taş atmayı sevdiğin için sana oyuncak buluyordum yani. Her birini yassılar, biçimsizler, çok küçükler diye ayırmıştım. Ama sen çok büyüklerden başlayıp tertemiz suya bir taş atmıştın. Yakınımıza düşmüştü. Çok büyüklerden bir taş suya girerken bir hayli su sıçratır biliyorsun. İşte biri ayak bileğime sıçramıştı. Sonbaharın ender güneşinde ısınmış tenime henüz cemrenin uğramadığı bir su damlası, işte butam olarak senin dokunuşun.
Bana bakışını hatırlıyorum, seni hep sahillerde bekledim. Deniz kenarlarında, sayfiyelerde, sonbaharda kapalı olan plajlarda. Heyecandan hep kafamı birden kaldırıp derin nefes alırdım, gözlerim kapalı. Sonra birden gözlerimi karşıma diktiğimde, belki gelmişsindir diye sabırsızca gözlerimi açtığımda kum güneşten de parlak olurdu. Her rengi sokardı gözlerime, gözlerim en kısık halindeyken bile. Kafamı çevirmez sadece gözlerimi kısardım ben de zaten, tastamam rahatsız değildim elbette. İşte bu yersiz haz gibiydi bana bakışın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder