23.3.20

Nasıl Amelie olamadım?!



Yalnız kalmayı dileyip ona arabesk anlamlar yüklemeye bayılırım. Bu konuda biraz yeteneğimi geliştirdim denebilir. Tam da bu yetime dayanarak köşeme çekilip, ‘öff herkes çok kötü, bıktım bu dedikodulardan, yalnız hissediyorum anlamıyor musunuz???’ gibi gibi kişisel hesaplaşmaların ardından sakin olmaya karar verdim. Sakinlik dediysem öyle okul tuvaletinde ağlayan arkadaşa yüksek dozda verilen ikaz olan ‘sakin ol, tamam boşver artık’ gibi laflardan değil.  Baya düz, sade, basit, duru, berrak, kısık sesli, pürüzsüz, bebek cildi gibi bir hayat. Böyle bir hayat istediğime karar verdim. Entrikalar yok, bakışmalar, gizli iş çevirmeler, ev terk etmeler, çok içmeler, biraz daha fazla içmeler yok. Hatta çok çok abartarak kahkaha atmak, çok ağlamak, çok konuşmak, çok susmak, çok sevmek, nefret etmek bunların hiç biri yok. Öyle hoşuma gitmişti ki böyle bir hayatın hayali. Sanki hayatımı bu düzene sokarsam yüzümdeki hoş ama fazla anlam içermeyen gülümseme hiç ama hiç geçmezmiş gibi geldi. Gece uyurken deli deli çarşafa bile dolanmam, koltuk altıma kadar çektiğim yavruağzı pikemle sabaha kadar kıpırdamadan uyurmuşum gibi. Yürüye yürüye işe giderken tuttuğum ritim dükkanın kapısından içeri girene kadara hiç bozulmayacakmış gibi. Bu fikirler dönüp dolaşırken gözümde Amelie, tabi kulağımda Yann Tiersen vardı. Bahsettiğim ikna sürecinde bu sefer bana yardımcı olacak olan Yann ve birkaç albümüydü. Pek de tanışık olmadığımızdan öylesine bir albümünü açtım hemen. Sabahtan akşama sadece Yann Tiersen dinleyip, suratımdaki gülümsemeyi sabit ve sakin tutmaya çalıştım. Bi ara o durgunluk ve taşkın olmama hali öyle cezp etti ki beni, ne mani yüzünden utançlarım kalır böyle giderse ne de gereksiz nefretlerim ve sinirlenmelerim kalır diye düşünerek çok doğru yolda olduğuma inanıyordum. İki gün boyunca sabahtan akşama kadar Yann dinleyip, sakinliği  ve huzuru arayan arabesk ruhum azıcık daralmış olacak ki işten eve gelirken tutturduğu bu Fransız ritmini bir çorbacıda bozdu. Şarabı beyaz aldı, yanına da leblebi. Alırken de söz verdi kendine bunların yanında Gülden Karaböcek falan dinlemek yoktu, Yann dinlemeye devam.
Saatler sonra evin içindeki hal ise tam olarak şöyle; kişisel ve kimine göre sorun bile olmayan bu kara yazıya bir de mahpus, memleket, arka mahle, Suphi gibi kelimeler eklenmişti. Bırak yorganı koltuk altına çekip kıpırdamadan sakince uyumayı, sümüklerini kollarına silen bir çekyat yaratığı olmuştum. Acaba Audrey Tautou ile birlikte Ahmet Kaya dinlesek o da benim gibi bu hallere düşer miydi diye düşünürken sızmışım. Sabaha karşı uyandığımda Ahmet Kaya kadınları eflatun dağlara çağırıyordu. Boynum tutulmuştu, yatağıma geçtim ben de.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder