28.3.20

Kurabiye.


Gitmeye niyetli insan bi’ mektup yazar, bi’ mesaj verirmiş, onu durdurabilecek tek kişiye. Mektubun ulaşmasını beklemek mi daha zordur anlaşılmasını beklemek mi?

Tereyağı kokuyor yine mis gibi. Çikolata da bitter galiba. Bu aralar apartmanda iyiden iyiye arttı bu güzel kokular. Pek çok misafiri gidip geliyor herhalde bizim  alt komşunun bu aralar. Kokular ondan geliyor biliyoruz. Kimseye pek karışmayan, sesini arada evden attığı kahkahası ile bildiğimiz bir kadın. Eve gelip giden bir bey onun dışında yalnız. Orta yaşlı bu beyi de pek gözüm tutmadı ama bize ne canım. Apartmanımız birz daha gözünüzde canlansın hazır ikinci kattan konuşuyorken ben. Üst katımızda birileri var elbet var ama hiç görmedim inanır mısınız? Seslerini de tam olarak duydum sayılmaz aslında. Yani kendi seslerini pek duymadım. Çok güzel ud çalıyor evden birisi ya da evdeki tek birisi. Oradan biliyorum varlıklarını. Varlığına tanık olmaktan en memnun olduğum komşum aslında. Ne naif tanıştık bir bilseniz. Bir gün ben tüm odaları elimde çamaşır sepeti ile gezip kirlileri toplamışım, banyo savaş alanı gibi. Yeni de yumuşatıcı almıştım onu deneyeceğim biraz heyecanlıyım anlayacağınız, neyse. Tam kuruldum makinenin başına pamuklu yünlü beyaz renkli ayırıyorum. Öyle güzel bir ses duydum ki. Gözlerim direkt banyonun avuç kadar penceresine gitti, apartman boşluğundan geliyordu yumuşacık ud sesi. Dizimin üstünde elimde kirli çamaşırlar belki dakikalarca kalakaldım öyle sesin tutsağı gibi. Çalıştırmadım makineyi. Sesi kontrol ede ede kalktım ayağa, umarım odamdan da duyuluyordur diye minik adımlarla odama doğru yürüdüm. Kulağım boşluğa doğru dikkat kesilmiş bir şekilde. Tam yatağımın ucundayım, nefesimi yavaşlatırsam duyuyorum ud sesini. Uzandım usulca yatağa, ud dinliyorum. Aklımda ilk ud dinleyişim, günün ağarması, aksak lisan…
Oldukça romantik bu komşuluk tanışmasına inat en üst kattakilerle tanışmamız tam bir faciaydı. Apartman boşluğunda yankılanan sesler bu sefer pek memnun etmedi aksine çok çaresiz hissettirdi. Çığlık kıyamet bir kadın sesi, erkek bağırtısı, kapı baca çarpması derken. Anlayacağınız bir aile daha kendi cehennemini kendi çığlıkları ile yaşıyordu. Zaten ne apartmanda denk gelirdik ne de seslerini duyduğumda sessiz kalırdım ben. Açardım bi müzik ya da durmaz çalıştırırdım bu sefer çamaşır makinesini. Yani yüzümüzü hiç bilmez ama mutfakta pişenlerden tanırdık biz birbirimizi, sesimizden, çığlığımızdan bilirdik evimizde olan biteni.
Şimdi geri gelelim mis gibi kurabiye kokularına. Kokuları duymaya alışığız uzun zamandır ama geçen gün çamaşır asarken gördüğüm şeyden bahsedeyim de size bu kokuları neden abarttığımı bilin. Beyazlar çıkmıştı makineden daha yeni, ılık ılıkken asarım ben beyazları. Hem güneş daha tazeyken lekeleri de alır gider diye sabah erkenden asarım. Ben beyazları tek tek çırpıp çekiştirirken tam yine burnuma geldi mis gibi koku. Şöyle eğildim balkondan aşağı kata doğru, görürsem bir selam verip “ellerinize sağlık, kokuttunuz mis gibi yine tüm mahalleyi” diyeyim diye. Kafamı azıcık sarkıttım da gördüğüm şey ne öyle. En az sekiz dokuz çeşit kurabiye balkonda. Pastahanede göremezsiniz böylesini.  Bazıları tepside, bazılarını da tele almış soğutuyor belli. Meğer bizim alt balkon benim diyen pastahane vitrinlerine taş çıkartırmış. İlk gördüğümde kokunun da etkisiyle hoşnut oldum tabi. Maşallah elinden geliyor yapsın tabi dedim. Ama içeri girince yavaş yavaş içime kurtçuklar düşmeye de başlamadı değil. Yapıp satıyordur belki sana ne Ayten diyip sakinleştirdim kendimi de hiç de evden paketlerle kutularla çıktığını da görmedim ki ben bu kadının.  Tam bunları düşünürken yine duydum o sesi. Ud çalıyor benim üstteki. Bu gün biraz ağır ağır çalıyor ya da bana öyle geldi.  Aman Ayten dedim kendi kendime koca evin içinde gündüz yalnızlığına dahil ettin koca apartmanı, sana ne alt komşun şeker bağımlısı bir obez olmuş, üst komşun içli içli ud çalıyor, sana ne.
Genç kızlığımdan beri ilk defa yastıkta bu saatleri gördü kafam. O ne uykuya dalmak öyle. Kapının can hıraş yumruklanmasıyla nasıl sıçradım yataktan belli değil. Saat kaç, evdekiler nerede, kapıda kim var diye sormaktan anca doğruldum yataktan. Deprem mi oluyor diye kafamı kaldırıp avizeye baktım ama yok her yer sakin benim kapı dışında. Terliğimin tekine sinirlenip diğerini de fırlatıp koştum kapıya. Polis.
Alt komşumu en son ne zaman görmüşüm, bana gelip gider miymiş, gelenini gidenini bilir miymişim?
Sesler kulağımda uğuldamaya başladı işin rengini çözmeye başladığımda. Apartmanda tereyağı kokusu, üst katlardan ses yok.
Ah naif kardeşim, insan böylesi mis kokularla veda eder mi hiç, böyle gidilir mi!
                                                                                                                                     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder