
Gitmeye niyetli insan bi’ mektup yazar, bi’ mesaj verirmiş,
onu durdurabilecek tek kişiye. Mektubun ulaşmasını beklemek mi daha zordur
anlaşılmasını beklemek mi?
Tereyağı kokuyor yine mis gibi. Çikolata da bitter galiba. Bu
aralar apartmanda iyiden iyiye arttı bu güzel kokular. Pek çok misafiri gidip
geliyor herhalde bizim alt komşunun bu
aralar. Kokular ondan geliyor biliyoruz. Kimseye pek karışmayan, sesini arada
evden attığı kahkahası ile bildiğimiz bir kadın. Eve gelip giden bir bey onun
dışında yalnız. Orta yaşlı bu beyi de pek gözüm tutmadı ama bize ne canım.
Apartmanımız birz daha gözünüzde canlansın hazır ikinci kattan konuşuyorken
ben. Üst katımızda birileri var elbet var ama hiç görmedim inanır mısınız?
Seslerini de tam olarak duydum sayılmaz aslında. Yani kendi seslerini pek
duymadım. Çok güzel ud çalıyor evden birisi ya da evdeki tek birisi. Oradan
biliyorum varlıklarını. Varlığına tanık olmaktan en memnun olduğum komşum
aslında. Ne naif tanıştık bir bilseniz. Bir gün ben tüm odaları elimde çamaşır
sepeti ile gezip kirlileri toplamışım, banyo savaş alanı gibi. Yeni de
yumuşatıcı almıştım onu deneyeceğim biraz heyecanlıyım anlayacağınız, neyse.
Tam kuruldum makinenin başına pamuklu yünlü beyaz renkli ayırıyorum. Öyle güzel
bir ses duydum ki. Gözlerim direkt banyonun avuç kadar penceresine gitti,
apartman boşluğundan geliyordu yumuşacık ud sesi. Dizimin üstünde elimde kirli
çamaşırlar belki dakikalarca kalakaldım öyle sesin tutsağı gibi. Çalıştırmadım
makineyi. Sesi kontrol ede ede kalktım ayağa, umarım odamdan da duyuluyordur
diye minik adımlarla odama doğru yürüdüm. Kulağım boşluğa doğru dikkat kesilmiş
bir şekilde. Tam yatağımın ucundayım, nefesimi yavaşlatırsam duyuyorum ud
sesini. Uzandım usulca yatağa, ud dinliyorum. Aklımda ilk ud dinleyişim, günün
ağarması, aksak lisan…
Oldukça romantik bu komşuluk tanışmasına inat en üst
kattakilerle tanışmamız tam bir faciaydı. Apartman boşluğunda yankılanan sesler
bu sefer pek memnun etmedi aksine çok çaresiz hissettirdi. Çığlık kıyamet bir
kadın sesi, erkek bağırtısı, kapı baca çarpması derken. Anlayacağınız bir aile
daha kendi cehennemini kendi çığlıkları ile yaşıyordu. Zaten ne apartmanda denk
gelirdik ne de seslerini duyduğumda sessiz kalırdım ben. Açardım bi müzik ya da
durmaz çalıştırırdım bu sefer çamaşır makinesini. Yani yüzümüzü hiç bilmez ama
mutfakta pişenlerden tanırdık biz birbirimizi, sesimizden, çığlığımızdan
bilirdik evimizde olan biteni.
Şimdi geri gelelim mis gibi kurabiye kokularına. Kokuları
duymaya alışığız uzun zamandır ama geçen gün çamaşır asarken gördüğüm şeyden
bahsedeyim de size bu kokuları neden abarttığımı bilin. Beyazlar çıkmıştı
makineden daha yeni, ılık ılıkken asarım ben beyazları. Hem güneş daha tazeyken
lekeleri de alır gider diye sabah erkenden asarım. Ben beyazları tek tek çırpıp
çekiştirirken tam yine burnuma geldi mis gibi koku. Şöyle eğildim balkondan aşağı
kata doğru, görürsem bir selam verip “ellerinize sağlık, kokuttunuz mis gibi
yine tüm mahalleyi” diyeyim diye. Kafamı azıcık sarkıttım da gördüğüm şey ne
öyle. En az sekiz dokuz çeşit kurabiye balkonda. Pastahanede göremezsiniz
böylesini. Bazıları tepside, bazılarını
da tele almış soğutuyor belli. Meğer bizim alt balkon benim diyen pastahane
vitrinlerine taş çıkartırmış. İlk gördüğümde kokunun da etkisiyle hoşnut oldum
tabi. Maşallah elinden geliyor yapsın tabi dedim. Ama içeri girince yavaş yavaş
içime kurtçuklar düşmeye de başlamadı değil. Yapıp satıyordur belki sana ne
Ayten diyip sakinleştirdim kendimi de hiç de evden paketlerle kutularla çıktığını
da görmedim ki ben bu kadının. Tam
bunları düşünürken yine duydum o sesi. Ud çalıyor benim üstteki. Bu gün biraz
ağır ağır çalıyor ya da bana öyle geldi.
Aman Ayten dedim kendi kendime koca evin içinde gündüz yalnızlığına
dahil ettin koca apartmanı, sana ne alt komşun şeker bağımlısı bir obez olmuş,
üst komşun içli içli ud çalıyor, sana ne.
Genç kızlığımdan beri ilk defa yastıkta bu saatleri gördü
kafam. O ne uykuya dalmak öyle. Kapının can hıraş yumruklanmasıyla nasıl
sıçradım yataktan belli değil. Saat kaç, evdekiler nerede, kapıda kim var diye
sormaktan anca doğruldum yataktan. Deprem mi oluyor diye kafamı kaldırıp
avizeye baktım ama yok her yer sakin benim kapı dışında. Terliğimin tekine
sinirlenip diğerini de fırlatıp koştum kapıya. Polis.
Alt komşumu en son ne zaman görmüşüm, bana gelip gider
miymiş, gelenini gidenini bilir miymişim?
Sesler kulağımda uğuldamaya başladı işin rengini çözmeye
başladığımda. Apartmanda tereyağı kokusu, üst katlardan ses yok.
Ah naif kardeşim, insan böylesi mis kokularla veda eder mi
hiç, böyle gidilir mi!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder