7.1.21

Ani.

 



Taşradan bozma büyük şehrin en kayda değer isimlerinden biriydi Demircioğlları. Kayda değen insanlarla bir bağı yok bu öykünün aslında. Şehirde hayatın olduğunu, gelen geçenin az da olsa anlatmak için bu ailenin varlığına ihtiyacımız var. Bu ailenin, yani Demircioğullarının yıllar sonra hikayeye dahil mal paylaşımı bahsinden. Pek tanık olunası bir hikaye değil yani. Beş katında mutlu kiracıların ve apartman görevlilerinin en naif hikayesi sunmaya değer zaten.

 Yıl 94-2002 arası…

Beş katlı Demircioğlu apartmanında aslında kapı görevlisine pek de ihtiyaç yoktu ama işte küçük değiştirmek büyük insanlarının oturduğu bir apartman tam teşkilat hizmet sunmalıydı. Aylık topu topu üç milyon gelen otomat faturasını takip etsin, ekmekler gazeteler eksik olmasın, giriş kapısının önündeki bi kol boyu uzunluğundaki saksıdan hallice topraklık boz kalmasın diye Nejat ve Oya her gün erkenden görevinin başında olurdu. Doğma büyüme bu şehirlilerdi ama değiştirmek tapusunu alacak kadar da buralı değillerdi. Görev için gelmiş olan 2 numara elbette daha çok buralıydı. Nejat Oya'yı Oya Nejat'ı bulunca bu büyük kavgalardan vazgeçmişlerdi zaten. Dört duvarları, kaynayan ocakları vardı. Apartmanda keyifleri de yerindeydi bi 'yandan. İş erkenden biterdi, çok kirlenmezdi zaten ortalık. Evlerin tek tek alışverişlerini bile yaparlardı da yine zamanları kalırdı. Üstüne bir de bahşiş. Oya bahşişlere hiç dokundurtmazdı. Bi iç şehidinden bozma kumbara yapmıştı. Holde duruyor diye de parlak dergi kağıtlarıyla kaplamıştı bi güzel. Renkleri de denk getirmiş bi de orta öğretiminde öğrendim kağıt kırma dersinden bi çiçek yapıp yapıştırmıştı üstüne. Akşam eve girerken ilk iş, bahşişleri o kutuya atmak olurdu. O para bebek içindi. Biricik kızları, evlerinin neşesi için biriktirirlerdi. Allah afetsin hep kız niyet ettiler. Erkek evlat olsa elbet üzülmezlerdi ama dil yani işte, ne var kız olsun, ”Allah içimizi zaten biliyo nejat, rol yapma işte kız bekliyoz biz” derdi hep Oya. Evleneli beş yıl olmuştu. Artık evde sesine ihtiyaç duydukları yıllardı. İçten anlatmak istediklerini ama hiç de dert yanmadılar neden olmuyor diye. Hep evde ses çıkartacak neşeyi Nejat yaratırdı zaten kritik anlarda. Oya'da üretken kadındı, zaten çok  dedikodunun döndüğü sırada sakınırdı kendin iş güç uydurarak. Hem de bi güzel anlatırdı kendini işlerken bi yandan. Konfeksiyon işi peşinden hanlar mı gezmedi, ütücü kuru temizlemecilerde mi çalışmadı. Elinden onu işi öyle ya da böyle getirtti Oya.

Bu hayat arkadaşlığı yalnızlığını 94 ilk haftası bozdu. Ne mutlu bi bozuş.   Diledikleri can topalak bir taneli kucaklarındaydı. Yılın en soğuk hastanede dört dönen Nejat'ın hiç böyle ısınmamıştı. Kızı olmuştu. Oya sapasağlam, kızı dipdiriydi. Al yanaklılarım diye izledi Nejat. Ertesi gün eve geldiler. Apartmandakiler medeni insanlar, halden de anlıyorlar. Hiç ses etmediler günlerce, hatta eksiğiniz, ihtiyacınız var mı diye onlar çaldı kapılarını. Sağ olsunlar.

Dilek, doğduktan sonra Oya apartmanın işlerini bıraktı. Adı da Dilek oldu. Öyle pek bi hikayesi yok aslında. Hastaneye kayıt olsun diye emaneten Oya'nın rahmetli annesinin adını vermişlerdi öylesine hastaneye Elif diye ama o sayılmazdı tabii. Hastaneden eve geldiklerinde Nejat derin bi iç çekip Oya'ya ne güzel dilek kız bak şıp diye aynısı oluverdi diye sulandırdı gözlerini. Dileğim diye öpüp koklarken o dakika Dilek kaldı adı bebeğin.

Asıl adını kendi çok yakında alacaktı ama Ani.

Aylar tıngır mıngır geçerken, Dilek beşiğinden çıktı. Beşiğinden çıkmasıyla hastanelerin yollarına düştüler. Oya'nın katiyen anlamayacağı, anlayabileceği kadar kolay olsa bile konduramayacağı şeyler dediler Dileğine. Zihnine aklına bulaştılar, el kadar bebeğin aklını ne bilsinler diye diye hiç inanmadı Oya. Ama 5 numaradaki Ayşe hanım doktordu, o sağ olsun hep ısrar etti, Oya'yı olmasa Nejat'ı ikna etti. Kontrollere, testlere gidip durdu Dilek. Bebekken hep ağlardı, çok ağlardı.

Apartman boşluğunda volta atardı Nejat hep omzunda Dilek. Yıllardır apartman girişinde asılı olan olan koca tabloyu yeni fark etmiş gibi izlerdi. Onca yıl tozunu aldım durdum, hiç nedir diye bakmamışım şuan bak pek de heybetli bir şeymiş ”diye geçirmişti bile bir gün. Bazen tablonun bir köşesine bakakalır, yerinde yayılırken Dilek'in çığlığıyla kendine gelir voltaya devam ederdi. İşte bu apartman boşluğunda yankılanan sesten geldi Dilek'in adı. Ani. Tek ağzından çıkan bir şeye benzer kelime buydu. Anne deme zamanlarını çoktan geçtiği tek kelimesi "annni" olurdu. Anne diyor herhal diye ilk duyulu mutlu bile olmuştu Oya. Bir bebeğin ilk söylediği kelime akılda kalır ya Dilek'in yani Ani'nin ilk kahkahası akılda kalmıştı. Şişe kadar gövdesiyle örümceğinde oturmuş megafondan gelen her bir sese, hiç birini aksatmadan gülüyordu. Rahatın kaçtığının alarmı olan megafon sesi artık o ev için mutluluk sebebine dönmüştü. Her dakika her saniye bir şeyler istesin de megafona bassın istiyorlardı. Kahkahasıyla birlikte bebek annesi olmak üzere olmak üzere acılar yaratsa da neşesiyle görevli katı dahil beş süteyi neşeye buladı. Ağıdıyla gelen adı evde neşeyi anımsatır oldu.

Apartmanın en küçük çocuğu 18 yaşında, üniversite sınavına mütemadiyen ... Cemil olduğu için tazecik hayatın ağıdı hiç yük olmadı kimseye. Oya çok değişti tabii. Avuç  kadar bebeğine yarım akıllı mı demediler, hasta mı demediler hastanelerde. Ayşe hanıma güvendi en iyi doktorlara, hemşirelere Ayşe hanımın kucağına teslim etti bebeğini ama yok ne aklı aldı ne yüreği olanları. Ani kadar güçlü değildi de o yüzden yıllar aldı Ani'nin neşelenip hayatın farkına varması. Nejat bambaşkaydı zaten. Her kız çocuğunun sevgisine aşık olabileceği bir baba. Görmezden geldikleriyle, kafasına fazlaca taktıklarıyla, gizleyip saklayıp ama yeri geldiğinde kalbini ellerine verip anlatmasıyla en güzel baba, en derin insan olmuştu Ani ile birlikte. Oya biricik karısı Ani hayatına yön veren en sevdiği şeydi şu dünyada. Üzülüp dert edilmiş hiç zaman kalmıyordu onları sevmekten zaten.

Ani apartmanda gezecek, kapı kapı şirinlik yapacak yaşlara geldiğinde “Ani” artık ağıdı değil onun kahkasını herkese hatırlatıyordu. Ani gülerken de ağlarken de hep aynıydı. Hepsi onun gülmesini “diledi”, adı hep öyle kaldı.

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder