19.4.20

Radyo.



Öyle romantikliğinden değil mecburiyetten girerdi mutfağa. Onca çocuk ee bir de herif elbet bir şey yemek isteyecekti. Büyük oğluyla en küçük kızı ,Allahları var, taş kaynatsa suyuna ekmek banar yerlerdi. Ama boyu devrilsin adam bi' de diğer üç çocuk yemezlerdi öyle her şeyi. Kendisi de yaparken kokusundan mıdır nedir doyardı zaten. Yemek hazırlamakla da bitmezdi mutfaktaki mesaisi. Sofra kurması bulaşık yıkaması, tenceresi tavası derken mutfakla olan münasebet ilerleyip dururdu. Münasebet dediğim öyle arkadaşlık falan da değil basbaya düşmanlık. Anasıyla bacısı koşarlardı bazen abla yardım et diye. Düğün yemeği bunun mutfakta, cenaze yemeği bunun mutfakta hele bir de aşure ayı tam zamanlı bunun mutfakta yaşanırdı. Nuh peygamber gelse görse mutfağını gemisine kaçırır Ayşe’yi da aşure maşure çıkartmazdı ortaya.
Büyük kızı mutfak masasında söktü okumayı yazmayı. En ufağı neredeyse mutfağın balkonunda büyüdü, gözü dışarıda yani basbaya sokaktaydı. Gerçi az daha büyük olsa o balkon neler neler yapardı da üç beş saksı bir çocukluk bir de fırına sallanan sepetler sığdı küçücük mutfak balkonuna. Neler kırıldı neler taştı kimler geldi oturdu da yasladı başını duvara. Kaç milyon fincan kahve pişti, kaç kilo patlıcan oyuldu o mutfakta. Geleni gideni bol hareketi çoktu. bir tane olmazsa olmazı vardı. Ne patates,soğan ne de salça kavanozuydu. Mutfağı mutfak yapan çeyizinden kalan bir radyoydu.
Ev kadınlığından ev analığına geçişte zihni sigortalarının yaylarını azcık gevşeten Ayşe ve radyosunun otuz yılı deviren dillere destandı birliktelikleri. Kimseyi duymasa onun sesini duyar, kimselere cevap vermese ona cevap verir, hiçbir reklamı boş geçmezdi. Yeni çıkan şarkılar, banka kredi kampanyaları, tatil fırsatları, aşırı cıvık radyocu esprileri ve daha niceleri mutfağı doldururdu Ayşe’le birlikte. Elimde bıçağı sebzesini doğrarken sinirlendiği bir habere o bıçağı doğrultmuşluğu da vardır, sıradaki şarkıyı kendine armağan etmişliği de. Kapısı olmayan mutfağına girer de kapı diye radyonun sesini örterdi. Ayırmak için kendini dışarıdan. Akşamüstü radyo programlarında yapılan bilgi yarışmalarını tam da salatanın limonunu tuzunu ayarlarken cevaplardı da doğru cevabı hep kaçırırdı. Tam masaya oturmalarına denk gelirdi. Evlilerin o hallerini çekirge sürüsüne benzetirdi de sonra hemen utanırdı bunu düşündüğünden. İnsan doğurduğuna hiç çekirge falan der miydi.
Kahvaltı bulaşığı, tencere kurulamaları derken yıllar geçtikçe geçti. İlerlemek, akmak işinde zamandan iyisi yoktu ne de olsa. Zaman, işini ustaca yaparken Ayşeyi de mutfakta radyosuyla baş başa bırakmıştı. Bayramda seyranda bir kısım dolardı mutfak ama nerede o eski hareketlilik. Bayram demişken arada bayramda herifi girerdi mutfağa ‘bayram tatlısını ben yapacam’ diye. Emeklilikten sonra onu da demez oldu. Mutfakta ne varsa tırtıklayan ufaklıklar da koca insan oldular da beğenmediler öğün dışı yemek yemeyi. Durum buyken Ayşe’ye kaldı en sevdiği, taşım taşım ömrünü kaynattığı mutfağı. Ayşe de bir başına radyosuna kaldı tabi. 
Yaşlar, yıllar eklendikçe fıtıklı boynuna bel büküldü de ruhu dirildi sanki Ayşe’nin. Sakinledikçe hayatı kendisini dinledi uzun zaman. Bazen çok sitem etti, kendi elleriyle emanet dolabına verdiği gençliğini bulamayınca çıldırdı. Döndü baktı kimse beklememiş emanetleri. Hayat emanete hıyanet etmiş, arkasında delil bile bırakmamıştı. Sistemdeki teknik hatalara inat müşteri hizmetlerini arayıp bilmem kaç mg Lustral içmeyecekti. Ter atıp kendine gelecekti. Sahil şurdan iki dakikaydı zaten. Ee erken kalktığında kahvaltı hazırlayacağı kimse de yoktu artık. Erken kalktığı bir işe yarasın, zamanı geriye alsındı herkescikler uyurken, parktaki spor aletleriyle.
Sahile yürüyüşe gittiğinin ikinci günüydü. İlk gün fazla yormamıştı kendisini hem de erken dönmek zorundaydı sütçüsü gelcekti. Sütü kaynat yoğurdu mayala derken öğleni geçerdi. Erkenden döndü, yorulmadan. İkinci sabah daha uzaktaki parka yürüyüp oradaki spor aletlerini kullanacaktı. Hedefi büyütmüş, dönüşte de tempolu yürüyecekti. Maalesef bunların bir kısmı olmadı, olamadı. Eve dönüş yolu tempolu değil de ambulans sireniyle tepildi. Kendini bu zamansal işlere baya kaptıran Ayşe aç karnına çıktığı bu yolu, bacaklarını ileri geri ittirdiği bir alette yarıda bıraktı. Neyse ki bacaklarıyla çalıştığı alette partneri emekli bir hemşireydi hemen telaş yapmadan kurtardı Ayşe’yi. Uzandırdılar gölge bir köşeye parkta. Tüm zaman bükücü emekli ekip de başında. Ayşe baygın. Ne telefon ne cüzdan bir şey bulamadılar üzerinde. Kendine gelmesini beklediler suyu sağına soluna serpiştirerek. Biraz kıvranmaya başladı biraz kendine geldi Ayşe. Gözlerini açamıyordu ama bir şeyler mırıldanıyordu. Park sabah sporu ekibinden bir beyefendi eğildi yanına ‘hanımefendi bir telefon numarası verebilir misiniz bir yakınınızı arayalım’. Ayşe yarım yamalak doğruldu, hala anlaşılmıyordu ne dediği. Bir numara fısıldadı. Alan koduyla birlikte söylemesine bir ya da iki kişi dikkat etti. Hemen oracıkta çevirdiler numarayı. Telefonda duyulan ses yagene dost, biricik yoldaştı.’ Alo buyurun Best fm’.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder